8 Ekim 2016 Cumartesi

Sonbaharda Kullanmayı Sevdiğim Ojeler

 Aslında bugün bahsedeceğim ojelerin arasında ilkbahar yaz demeden kullandığım renkler de var ama yine de sonbahara daha çok yakıştırdıklarım bunlar. Havalar soğuyunca koyu renkleri daha çekici bulmaktan ziyade, beyaz tenli olduğum için kendimde sevdiğim renkler de genel olarak koyu. 
Çok nadiren bana yakışan açık renkler keşfederim ve hep o tonlarda ilerlemeye çalışırım. Kıyafet konusunda da biraz böyle. Koyu renkler içinde kendimi daha rahat hissederim.

Sayı olarak az olduğundan açık tonlardan başlamak istiyorum. 

26 Eylül 2016 Pazartesi

Eylül Güncesi

 Bu yıl eylül pek bir keyifsiz geçiyor benim için. En sevmediğin özelliğin ne diye sorsalar, alışveriş yapamamak diye cevap verirdim. Alışveriş yapmaya istekli olmamak değil de, çok istekli olup bir türlü bir şey beğenememek işte. Özellikle mevsim geçişlerinde bu sıkıntı daha da belirginleşiyor. 

Bütün ay hep bir şeyler yazmak isteyip, birkaç kelimeden sonra erteledim. 2016'yı nasıl geçirdiğimle ilgilendim. 2016 eylül ayına kadar kaybederek kazandığım bir yıl oldu. Aslında kayıplar bazen çok zaman sonra hayatınızda bir artı olarak yer alabiliyor. 
Yapamadığımı düşündüğüm bir kaç şeyi geç olmadan yapmak için planlar yaptım. Kozmetik olarak da güzel bir etkinliğe katıldım. Bitirme projesi. Elimde bulunan memnun olduğum fakat yine de -işte bu tam beni yansıtıyor-diyemediğim birkaç ürünü kenara atmak yerine yıl sonuna kadar bitirmeyi ve yerlerine daha az ama öz olacak şekilde ürün almayı hedefliyorum. Yazı düzenimde kozmetik, başlangıçta bahsetmek istediğim bir konu değildi:) Yine de bitirmek istediğim ürünlere kısaca bir göz atacak olursam,


ürünlerin büyük kısmı hedeflediğim gibi bitmezse çöpe atacaklarım arasında olacak. Bu konuda daha disiplinli olmak için seçtiğim ürünlerin hepsini bir sepete yerleştirip, her gün kullanmak üzere dolabımın üst rafına koydum. Seçtiklerim haricinde olan ürünleri çekmeceye koydum. Böylece günlük olarak ihtiyacım olduğunda elime geçeni değil,bitirmek istediklerimi kullanacağım.
Bitirme etkinliği için bana ilham veren ve davet eden sihirlimavi'ye çok teşekkür ediyorum. :) 

Uzun zaman sonra etkilendiğim bir film,The Tiger; An Older Hunter's Tale.
Dağın Tanrısı ismi verilen bir kaplana, insana özgü özellikler verilerek etkileyici hale getirilmiş. Biraz uzun ama mutlaka izlenmeli dediğim bir film.


İsminden pek hoşlanmasam da, okunabilir dediğim kitaplardan biri. Klişe bir kişisel gelişim kitabı değil demek mümkün. İyi olmasını istiyorsanız farkındalığınız artmalı, hatalarınızın farkına varıp kendinizle doğru konuşmayı öğrenmelisiniz. İyi beslenmeli ve meditasyon yapmalısınız diye seslenen nadir kitaplardan biri. Pozitif düşünürsen pozitif olur demek yerine zihinsel çekim yasasını kendince tanımlamış. Tamamı uygulanabilir olmasa da çoğunluğu uygulanabilir ve motive edici diyebilirim. Goodreads'te dolaşırken rastlamıştım. 

  
Bir sonraki yazı için favori sonbahar ojelerimi düzenliyorum. Güzel fotoğraflar hazırlayabilirsem, havalar soğuduğunda kullanmayı sevdiğim ojelerimle burada olacağım. Görüşmek üzere! 
^^

1 Eylül 2016 Perşembe

Bu kadar satın almak zorunda mıyız gerçekten?

Merhaba.
Kozmetik üzerinde yazmaya başlamadan önce sık sık blog yazılarına, incelemelere göz atıyordum. Sanıyorum ki yaşımın daha genç olması üniversiteye yeni başladığım zamanlarda vaktimin bol olması, kişisel bakım ürünlerine karşı olan zaafım dolayısıyla kozmetik üzerine yazmaya başladım. Nasıl bir düşünce yapısına sahipmişim ki,blog yazmanın beni daha bilinçli biri yapacağına inanmıştım.Yazmaya başladıktan sonra vaktimin büyük kısmını buna ayırdım. Çoğunlukla okuduğum ve gördüğüm şeyler oje, ruj, allık oldu. Aslında bunları gruplarsak toplamda on adet  ürün sayabilirim. Kalem, ruj, oje, allık, fondöten, aydınlatıcı, temizleyici, nemlendirici, tonik vs. Hepsinden bir adet olması bile ihtiyaç değilken zamanla her gruptan birden fazla hatta bitmeyecek kadar çok ürüne sahip olduğumun farkına vardım. Alışverişe çıktığımda ''sadece inceleyeceğim'' düşüncesi bile evdekileri düşündüğümde rahatsız edici olmaya başladı. Onlara sahip olmak için vazgeçtiklerimi düşündüm. Bana sorarsanız ne kadar çok alım gücüne sahip olursanız olun, her seçim bir vazgeçiştir. Eğer çok paranız varsa pahalı bir rujun yanında pahalı bir de far paleti alabilirsiniz Fakat bunları almak için harcadığınız zamanı uyuyarak veya yüzerek de harcayabilirsiniz. 
Tıpkı şu anda bu yazıya harcadığım zamanı başka şekilde değerlendirebileceğim gibi. 
Hissettiğim rahatsızlık, kozmetik üzerine yazılar yazarken de artıyordu. Özellikle ülkenin ve dünyanın gündeminde yer alan insanların acı çektiği görüntüler her geçen gün katlanarak devam ettikçe. 
Dedim ki, kendime başka bir hobi edinmeliyim. Başka seçeneklerim var. Hayatta yapılacak daha o kadar şey varken burda durup kozmetik üzerine yazıyorum. Tüm ürünleri tek tek mercek altına alıyorum ve buna ciddi bir zaman harcıyorum. Bu beni daha çok alışveriş, daha çok merak daha fazla ürün almaya yöneltmekten başka bir şey yapmıyor. Sürekli yeni bir şeyler almanın, daha fazlasına sahip olmanın mutluluk getirmediğini düşünüyorum. "Şu yeni çıkmış bunu al, kokusunu çok beğendim, bu x ithal markasının, çok övüyorlar, filanca bloggerda da vardı, bu şunun muadiliymiş" sonuç ise kullanmaya sıra gelmeyen değersizleşmiş ürünler, ağzına kadar dolu çekmeceler. 
Alışverişin mutlulukla kesin bir ilişkisi var, ilgisi yok demiyorum :) Fakat bu dereceye gelmesine sebep olan şey nedir, hayatımızdaki hangi mutsuzluk bizi buna itiyor?

Kusursuz görünme ihtiyacı konusunda sosyal medyanın etkisi reddedilemez. Daha acımasız olan ise kendimize yönelttiğimiz eleştiriler. Son dönemde herkesin büyük dudaklara sahip olmak zorunda olduğu gibi bir algı var. Bloggerların bile bu konuda acımasız yazı ve yayınlar yaptığını düşünürsek bu yüzden suçlayacak tek bir kişi olmadığını düşünüyorum. 
Aslında bunlar yalnızca okunma kaygısı duyan sıradan insanların diğerlerinin zaaflarını basamak olarak kullanıp kendini yukarıya taşımaya çalışmasından başka bir şey değil. "Ben yöntemi biliyorum, beni takip et. İçinde bulunduğun durumu anlıyorum, daha büyük dudaklara sahip olmanın sırrı bende!"
Tıpkı kozmetik firmalarının sıradan bir dudak boyasının satışlarını yükseltme kaygısı duyduğu için, bu zaafımızı kullanması gibi.
Kusursuz görünmek,  kusursuz hatlara sahip olmak,  kusursuz bir cilde sahip olmak zorunda değiliz.  Bir başkasının bizi kusursuz olmadığımız için eleştirmesi,  muhtemelen özgüven eksikliğini bize üstünlük sağlayarak,  beğenmeyerek kapatmaya çalışmasından başka bir şey değil. Bana kalırsa o insanlardan uzak durmalı.  Kusursuz olmak için gereken güya yöntemleri öğreten saçmalıklarla dolu yazıları okumak da bence büyük zaman kaybı.
Kendimi iyi hissetmemi sağlayan insanlarla olmalıyım.
Öncelikle basit, ucuz propogandalarla insanların mükemmel olması gerektiğine inandırıp ardından işte şöyle mükemmel olunur saçmalığıyla kontur gibi kat kat hatta kat kat kat boya teknikleri öğretilmeye başlandı. Kontur paletleri havada uçuyor. Sabahları evden çıkarken herkes daha ince bir burun daha hoş elmacık kemikleri, daha iri dudaklara sahip. Eve döndükten sonra muhtemelen diğer insanların neden oldukları gibi görünmediğinden yakınıyorlardır. Bence kesinlikle makyajın sosyal ilişkilerimizdeki yerinin ayırdına varabilmeliyiz. Sosyal ilişkilerimizdeki bir zayıflık mı bizi buna yöneltiyor?
Burada kozmetik konusundan biraz ayrılarak kozmetik bloggerlarına burnumu sokmak istiyorum. Nitelikli bloggerlar kesinlikle var. Bir de bu nitelikli bloggerların ne yazık ki gölgeleri var. Kendini olduğundan çok daha farklı gösteren bazen okumadığı kitabı ordan burdan bulduğu alıntı sözlerle okumuş algısı yaratmaya, spor yapmadığı her halinden belli olduğu halde yine belirsiz kaynaklardan alıntıladığı teknik ve yöntemler hakkında yazarak aslı olmayan entellektüel birikimlerini sergilemeye çalışan insanların varlığına dikkat çekmek istiyorum. Gerçek hayatta hak ettiğini düşündüğü ya da beklediği ilgiyi görememiş kişiler burada ne yazık ki insanları yönlendirmeye nihayetinde duygusal eksikliğini gidermeye çalışıyor. Okunan bloggerlar konusunda seçici olmalı. Arama motorunda çıkan rastgele yazıları okuyarak sizi yönlendirmelerine izin vermeyin. Kriterleriniz olsun, eleyin.
Özellikle son günlerde kendisine sponsor edinmek amaçlı blog yazan insanlar çoğalmışken.

Firmaların, işletmelerin satış kaygısını anlayabiliyorum. Fakat geldiğimiz nokta bana pek sağlıklı görünmüyor. Yerli markaların kendini geliştirmesini teşvik etmek yerine bugüne kadar ülkemizde satışı olmayan ürünleri getirmek. Boya işte nesi farklı olabilir ki? Sleek ülkemize gelene kadar kimsenin likit mat ruju, aydınlatıcısı yok muydu.  Çoğumuz ne yazık ki bende var, ilk ben aldım bak işte bu da ülkemizde olmayan bir marka cümlesinin gücünü kullanmayı seviyoruz. -Rujun hangi marka?  -Ülkemizde olmayan x markası.
Halbuki hepsi aynı işte, dudağa ya da elmacık kemiklerine renk vermeye yarayan bir malzeme.

Bence satın alırken bu parayı buna vermek yerine daha güzel nereye harcayabilirdim diye düşünmeli.
Kendi renginizi bulun, bir başkasında güzel durduğu için o ruja ya da allığa sahip olmak zorunda değilsiniz. Daha çok, kat kat makyaj yapmak kısa zamanda güzel hissetmenizi sağlasa da uzun vadede cildinizi kesinlikle yıpratacaktır. Yüzlerce muadil almak yerine bir kez hakkıyla orjinalini almak hem daha mantıklı, hem de tasarruf etmenizi sağlar.

Plastiklerin okyanus ülkelerinde sebep olduğu tahribattan haberiniz var mı? Kullandıktan sonra çöpe attığımız plastıik şampuan ya da duş jeli ambalajlarının daha sonra nerelere gittiğini hiç düşündünüz mü?
Bir ceviz büyüklüğünden fazla şampuan, duş jeli, kimyasal temizleyici kullandıktan sonra cildimizden arındırmak için tonlarca suya ihtiyacımız olduğunu biliyor muydunuz..
Bununla ilgili kısa bir video bırakmak istiyorum. Şurada

Peki, ben elimde bulunanları azaltmak kendimi çoğaltmak için neler yaptım,
aylar önce hayatı sadeleştimek için, kitabına denk geldim. Bu kitabın verdiği motive ile yeni düzen kurmaya başladım.  Minimalleşmeye yardımcı ve yöntem öğretebilecek sınırlı sayıda kitap var ve bence iyilerden bir tanesi de bu kitap. Tabii yazarının bir japon olduğuna Japonyanın nüfusuna ve yoğun nüfus dolayısıyla katlanmak zorunda oldukları yaşam stillerini hatırlamakta fayda olabilir. Bazı aşırılıklar söz konusu diyebiliriz.
Bunlara rağmen bana çok şey öğretti ve motive oldum. Atmaya başladım. Bu yolculuk için acele etmedim. Kitabı okuduktan sonra dört ay boyunca azaltmaya devam ettim. Şimdilerde bunu korumaya çalışıyorum.
Freeganizmden ilham aldım. Freeganizm çöp karıştırarak, henüz eskimemiş bozulmamış olduğu halde çöpe atılan paketli yiyecek veya eşyaları kullanarak yaşamını devam ettiren satın almaya karşı tepki olarak doğmuş bir akım. Bayatlamış ama henüz küflenmemiş ekmeği nedense hiç düşünmeden çöpe gönderebiliyoruz. Dünyanın çok uzak bir yerinde o ekmek için göz yaşı döken insanlar varken. Bazen düşünmemek için o da çalışsaydı ve ekmeği hak etseydi diye düşünürüz, ne yazık ki dünyadaki sistem bizden daha acımasız.
Biraz iktisadi bilgisi olan herkes dünyanın bir kısımın doyması için diğer kısımın aç kalabileceğine inanan bir sistemin merkezinde olduğumuzu muhtemelen biliyordur. O ekmeğin dünyanın çok uzak bir yerinde göz yaşı dökülmesine neden olmasının sebebi belki de bu olabilir. İhtiyacım kadarını alıyorum, ihtiyacım olmayanı ihtiyaç sahibi bir başkasına ulaştırıyorum. Freeganizm bize bu şekilde ilham verebilir bence.
Hayatı ve kendimi seviyorum.
Günümüzün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz iş yerimizin, sonuç olarak bize para kazandırmasını ve bu paranın alım gücü olarak sembolleşmesini geri kalan zamanda satın alarak ve satın aldıklarımızla meşgul olarak değil çok daha kıymetli işler yaparak doldurulmasından yanayım.
İşte benim söyleyeceklerim.
Mutlu günler :)


26 Ağustos 2016 Cuma

Ufak Bir Değişiklik

Merhaba! Nasılsınız :)
Buraları bir hayli ihmal ettim farkındayım, birçok bahane de sıralayabilirim ama çoğunlukla zamanım olmadı diyebilirim. Zaman bulduğum günlerde ise kendimi geri dönüşe hazır hissetmedim. Neredeyse bitmek üzere olan bu süreçte gezdiğimi buna paralel olarak kendime zaman ayırdığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Bu süreç içerisinde yeni kararlar aldım ve onlardan birisi blogumla ilgiliydi. Önceleri genellikle kozmetik üzerine oluşturmuş olduğum blogum, makyajın hayatımdaki yerinin giderek küçülmesinin de etkisiyle son buldu. Yeni kararlarım için blogumun ismini değiştirme ihtiyacı duydum. Böyle daha şık olacağını düşündüm.
Ancak almak istediğim domain daha önce defalarca kez türlü şekillerde alındığından bana da l1veloveread kaldı.
Live-love-read yani, yaşa sev oku.
Türk edebiyatında sanatçılar birey için sanat yapanlar ve halk için sanat yapanlar olarak dönemlere ayrılıyor ya hani, bundan öncesinde deneyimlerimi başkalarının faydalanması için yazıyordum. Bundan sonra ise daha kişisel bir şeyler yapmayı planlıyorum. Türk edebiyatından yola çıkarak fikir vermek istedim ama umarım başarılı olmuştur, okuyanlar olursa umuyorum ki çok keyif alırlar.
Bu yazıda hem değişimi duyurmayı hem de gezdiğim yerlerden benim gözümden hallerine/çekimlerime yer vermek istedim.
Fotoğraflara isim yazmak istemiyorum. Fotoğraf çalmak, kendisininmiş gibi kullanmak üzerine; bu kişiler için yapabileceğim bir şey yok. Dilediğince eğlenebilirler. Keyifli vakit geçirmek için buradayım, hepsi bu.

Tatilin başlarında Urla'da bulundum.
Bu yıla kadar denizi çoğunlukla kirliydi, bu yıl temizlenmiş ve iskelenin olduğu bölge mavi bayrak almış.

(Torasan)

Urla'da birbirinden güzel koylar var. Bunlardan biri Altınköy. Denizi oldukça soğuk.
Plajı çok ince kum.


Deniz kenarında havuz, restaurant, soyunma kabinleri, duş, kafeteryası bulunan ufak bir işletme var, burada giriş ücreti ödemeden duşlardan bile yararlanmak mümkün değil. Bu arada havuz da deniz suyundan.


Çeşmealtı;




Çeşmealtı, balık yemek için en ideal yerlerden. Gece pazarı için de gidilebilir.
Gece pazarında en çok ilgimi çeken her sokak bir isime sahipti, kınalı bamya, enginar, zeytin yaprağı gibi. Ege'ye özgü.

Akkum, restaurant ve kafe alternatifinin çok olması nedeniyle diğer yerlere fark atıyordu.  Hemen ilerde bir halk plajı var.

Kuşadası,


Milli park, çamlık da deniyormuş. Taşlardan oluşan plaj rahatsız edici olsa da hemen yanında serin, gölge bir orman olması neden hep kalabalık olduğunu açıklıyor zannedersem. Piknik keyfine eşlik eden deniz kokusu diyorum :)  Zeus mağarasına da uğradık. Keşke  Zeus bu kadar kötü kokmasaydı buz gibi sularına kendimi bırakmak isterdim. Yanı başımda bile nedense herkes sigara içiyordu. Böyle güzel,  doga harikası bir yer için etrafındaki insanları fazla düşüncesiz buldum.  Bence bu ve bunun gibi değerler daha sonraki nesiller için de bir zenginlik olarak devam etmeli.  Umarım çok geçmeden anlayabiliriz.  Her neyse.



Selçuk Pamucak,

Denizi de oldukça güzeldi.
 Selçuk'ta denize karşı bir kır düğünü :)

Ve gelelim bugüne kadar gördüğüm en güzel sokaklar! Ayvalık, Cunda.
Sokakları öyle güzel, insanlar o kadar candan ki sanki uzun zamandır tanışıyormuş orası sizin yerinizmiş de bir süre uğramamışsınız gibi davranıyorlar. Her yerde kediler var, insanlar kedi kediler de insan seviyor. Burada ömür uzar. Gezerken çoğu zaman keşke tüm dünya tıpkı buradaki gibi olsa diye geçirdim içimden. Tüm sokaklarda duvarlara gerçek veya yapay çiçekler, süs ya da antika eşyalar asılıydı.







Buraya kadar Cunda. Dondurmasını denemeli, genelde yanında bol şerbetli lokma hediye ediyorlar. Belki varsa kavun içi dondurma :) Bir de unutmadan sakızlı kurabiyesini!
Buradan sonra ayvalık. Sarımsaklı'ya da uğradım ama fotoğraf çekme şansım olmadı.













Son olarak tüm ayvalık ve midilli adasının göründüğü şeytan sofrası. Çokça ziyaret edilmesinin bir diğer nedeni orada bulunan ayak izi. Rivayetlere göre eski zamanlarda burada yaşayan kendini halktan soyutlamış, Panolope yani şeytan lakaplı biri yaşıyormuş, Kıtlık yaşayınca sebebinin panolope olduğu gösterilmiş halk ona karşı kışkırtılmış ve linç etmek için buraya gelmişler. Bunu öğrenen Panolope onları oyalamak için bir tek kuş sütü eksik denilebilecek sofra kurmuş. Halk sofra ile oyalanırken Panolope kaçmayı başarmış ve burası da şeytan sofrası olarak  isim bulmuş.
İşte böyle. Görüşmek üzere!
^^

27 Haziran 2016 Pazartesi

Açık Tenliler İçin Allık & Aydınlatıcı & Bronzer

Merhaba,
elimde bulunan allık, bronzer, ve aydınlatıcıları tek bir başlıkta toplamak istedim.
Beyaz tenliyim, çok hassas çabucak kızaran bir cilt tipim var. Allık seçimlerim genelde doğal duran renklerden oluyor. 

26 Haziran 2016 Pazar

Nail Art Çalışmalarım (Video ile)

Merhaba, mutlu bir pazar geçirin! 
Son dönemde blogumda pek aktif olmayışımın nedeni kendimi nail art konusunda geliştirmeye daha fazla zaman ayırıyor olmam. :)
Aynı zamanda benden çalışmalarımın videoları isteniyordu. Bu istekleri yerine getirmeye çalıştım tatile çıkmadan evvel. Başlarda nail art konusunda öğretmeye yönelik videolar hazırlayacak seviyede görmüyordum kendimi. Bu aşamaya kadar bu tutumu sürdürdüm. Yorum yazanlar, instagramda mesaj atanlar  ve yakın arkadaşlarım sayesinde cesaret aldım. Video yapmak tasarım çalışmaktan daha zor benim için :))
Teknik donanımı, zaman ayarlaması, müzik seçimi her şeyiyle bir bütün. 
Erkek arkadaşım bir kaç video çalışmamı izledi çok beğendiğini ifade etti bundan sonrakiler için müzik seçimlerime destek olacakmış. Hatta bir sonraki çalışmanın taslağı hazır. 
Umarım çok seversiniz! 
En çok hangi çalışmayı beğendiğinizi yorum yazarsanız çok sevinirim. ^^
Video olmadan hazırladığım çalışmalarımı instagram hesabım üzerinden de görebilmeniz mümkün. 
İnstagramda bana ve diğer nail art çalışmalarıma @leydiiblog olarak ulaşabilirsiniz. (Üzerine tıklamanız yeterli)
Daha önceki nail art çalışmalarıma ulaşmak için -> NAİL ART 
İstek çalışma,öneri,eleştirilere her zamanki gibi açığım.
Görüşmek üzere :)
video
Bu çalışmada kullandığım ojeler,
baz ojem pastel nude dust. Gülleri oluşturmak için kullandığım renk flormar 409, yapraklar için alix avien 293.




                     video
Kullandığım ojeler,
Baz ojem essence 37. Çiçek baz rengim pastel 61, üzerine açık pembe pastel 144, Yapraklar için alix avien 293.

video
Kullandığım ojeler,
baz ojem pastel 93. Beyaz ojem golden rose color expert 02. Güller için pembe, golden rose paris serisi 24. Yaprak rengi pastel 77.


25 Haziran 2016 Cumartesi